Olağanüstü olay
ve kişilere yer verilen cadı, peri, cin, dev vs. gibi inançla ilgili fantastik
öğelerin sıkça yer aldığı öykülerdir. Sözlü edebiyat ürünlerindendir. Masallarda
yer ve zaman belirsizdir. Olaylar hayal ürünüdür. Olaylar –miş’ li geçmiş zaman
kullanılarak anlatılır.
Sindirella, Çizmeli Kedi sözlü geleneğin ünlü
masallarındandır.
Halk
masalları 4 temel grupta toplanır. Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi
masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.
Hayvan masalları
genellikle kısa masallardır. La Fontaine masalları bu türün en güzel
örnekleridir. Şeyhi’nin Harname adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan
masalları türüne örnek gösterilebilir.
Olağanüstü masallarda, olağan
varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer
verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler,
prens ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek
hayattaki kişilerdir.
Güldürücü masallar okuyan ve
dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.
Zincirleme masallarda sıkı bir
mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda
sıralanır.
Masallarda
eğiticilik(didaktiklik) esastır. Masallar evrensel konuları işler. Masalın
sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Çeşitli yerlerinde aynen
tekrar edilen basmakalıp bölümler vardır. Masallar bir yazar tarafından
toplanarak bir araya getirilebilir. Almanya’da
Grimm Kardeşler, bizde
ise Eflatun Cem Güney masal derleyen
yazarlardır.

ÖYKÜ (HİKAYE)
Yaşanmış ya da
yaşanması mümkün olan olayları anlatan kısa yazılardır. Öyküde ele alınan
kişiler, çoğu zaman hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde izlenir;
karakterlerinin yalnız bir yüzü üzerinde durulur; ayrıntılara girmekten
sakınılır.
Eski
Yunan’daki fabl ve kısa romanslar, Bin Bir Gece Masalları öykünün
habercileridir. Ama öykü ancak 19. yüzyılda romantizm ve gerçekçilik
akımlarının yaygınlaşmasıyla edebi bir tür haline gelebildi.
Edgar Allan Poe’nun Grotesk ve
Arabesk öyküleri adlı eseriyle yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde değil
Avrupa’da da etkili oldu. Almanya’da Heinrch von Kleist, ve E. T.
A. Hoffmann, psikolojik ve metafizik sorunları öykülerinde masalsı bir
anlatımla yansıttılar.
20.
yüzyıla girildiğinde öyküler ilk kez genellikle gazete ve dergilerde
yayınlanıyor ve bu yüzden gazeteciliğe özgü yerel renkler taşıyordu.
Bret Harte’nin öyküleri,
Rudyard Kipling’in Hindistan’daki
yaşamı anlatan öyküleri, Mark Twain’in
Missisippi öyküleri bu özelliktedir.
İki tür öykü
tekniği vardır. Maupassant
tarzı
(olay öykücülüğü) klasik öykü ve
Çehov tarzı
(durum öykücülüğü) modern öykü.
Klasik öyküde olay esastır, modern hikayede ise olaydan çok insanın belli bir
zaman dilimindeki durumu anlatılır.
Edebiyatımızda
klasik hikayenin temsilcisi
Ömer Seyfettin’dir. Modern hikayenin
temsilcileri ise Sait Faik Abasıyanık
ve Memduh Şevket Esendal’dır.
Edebiyatımızda
ilk öykü kitabı
Ahmet Mithat Efendi’nin
Letaif-i Rivayet isimli
eseridir.

ROMAN
Belli bir
tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın
başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir
kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve
belli bir uzunluğu aşan anlatılar için kullanılan edebi terimdir. Edebi türler
içinde en yenisidir. Çünkü matbaanın bulunması ve kentsoylu bir okur kitlesinin
ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.
Romanda olaylar geniş
ve ayrıntılı olarak anlatılır. Romandaki bütün olaylar bir ana olayın etrafında
gelişir. Bu olayı destekleyen küçük yan olaylar da vardır.
Romanda, hikayeye
göre daha geniş bir zaman söz konusudur. Kişi sayısı hikayeye göre daha
fazladır. Kahramanlar, romanlarda bütün yönleriyle tanıtılır.
Romanlar konu, üslup,
yazıldığı dönem bakımından çeşitli türlere ayrılabilir.
Üslup bakımından
"romantik roman", "gerçekçi roman", "doğalcı roman", "estetik roman", "izlenimci
roman", "dışavurumcu roman", "yeni roman" türleri sayılabilir.
Romantik roman
Kişilerin duygularını,
arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek
olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter
Scott’un tarihsel romanları, Jean
Jack Rousseau’nun eserleri ve Goethe’nin
Genç Verther’in Acıları romanı gibi.
Gerçekçi roman
Romantik romandan ayrı
olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır.
Balzac ve Stendhal’in
romanları bu üsluptadır.
Doğalcı roman
Üslup bakımından
gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür.
Emile Zola ve
Maupassant romanları doğalcı
romanlardır.
Estetik roman
Belli biçim ve anlatım
kaygıları ile yazılmış romanlardır.
Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.
İzlenimci roman
Diğer üsluplardan ayrı
olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları
algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış
gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir.
Ford Madox Ford’un romanları
izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.
Dışavurumcu roman
20. yüzyılda ortaya
çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal
kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da
uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir. Dışavurumculuk,
şiddetli, fırtınalı ve tanımsız duyguları vurgulamasıyla, abartma,
karikatürleştirme, çarpıtma ve soyutlama tekniklerinden yararlanmasıyla bir tür
"yeni romantizm" olarak da değerlendirilir.
Dostoyevski,
Kafka,
Beckett ve Brecth’in
romanları bu türün örneklerindendir.
Aslında
dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 sonrasında ilk örnekleri
görülmeye başlandı. Kendisinden önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma
deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren
romanlardır. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir.
Alain
Robbe-Grillet,
Michel Butor, Claude Simon,
Philippe Soller,
Julio Cortazar gibi yazarlar bunu
denemişlerdir.
Konusu bakımından roman
"tarihsel roman", "pikaresk
roman", "duygusal roman", "gotik
roman", "ruhbilimsel roman", "töre
romanı", "oluşum romanı"
türlerine ayrılır.
Tarihsel roman
Uzak bir
geçmişte yaşanan olayları konu alır. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla
ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabilirler.
Tarihi romanların örnekleri arasında
Walter Scott’un romanlarını, Tolstoy’un
Savaş ve Barış’ını,
Stendhal’in
Parma Manastarı’nı sayabiliriz.
Pikaresk roman
İsmini, İspanyolca alt
tabakadan serüvenci ya da serseri anlamına gelen sözcükten alır. Çoğunlukla
ahlaksız, rezil bir kahramanın başıboş gezginlik yaşamında yaşadığı olayları
gevşek ve rahat bir üslupla anlatır. Bu türün önemli örnekleri arasında
Lesage’nin Gil Blas de Santilane’ın Serüvenleri,
Defoe’nun
Talihli Metres’i, Thomas Mann’ın
Dolandırıcı,
Felix Krull’un
İtirafları’nı sayabiliriz.
Duygusal roman
İnsanın duygusal
yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde
yazarın kendi duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar.
Laurence Sterne’in Fransa ve
İtalya’da Hissi Seyahat adlı eseri,
Rousseau’nun romanları, Madame de La
Fayette’in Prenses de Cleves’i bu
türe örnek gösterilebilir.
Gotik roman
Gotik roman, İngiliz ve
Amerikan romancılığına özgü bir türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan
bir türdür. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı,
şeytani, büyülü olayları konu alır.
Horace Walpole’un Otranto Şatosu,
Mary Shelley’in
Frankenstein adlı romanları bu türün örnekleridir. Gotik romanın
günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.
Ruhbilimsel roman
Kişilerin ruhsal
durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve
denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır. Abbe
Prevost’un
Manon Lasko adlı eseriyle Fransız
edebiyatında açılan psikolojik roman çığırı diğer ülke romancılarını da
etkilemiştir. Paul Bourget’in
romanları da bu türe örnektir.
Töre romanı
İnsanların en dolaysız
biçimde toplumsal olan davranışlarını, adetlerini, geleneklerini ön plana
çıkarır. Moda, yaygın konuşma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapılan her şey
bu tür romanların konusunu oluşturur. Toplumun derin yapısından çok, yüzeysel
görüntüleriyle ilgilenir. En tipik temsilcileri olarak
Arnold Bennet ve
Evelyn Waugh’tur.
Edebiyatımızda
ilk roman Şemsettin Sami’ nin
Taaşşuk-u Talat ve Fitnat’ıdır. İlk
çeviri roman Yusuf Kamil Paşa’ nın
Fenelon’ dan çevirdiği Telemque (Telemak)’
tır. İlk realist roman, Recaizade M.
Ekrem’in Araba Sevdası; Batılı
anlamda ilk roman Halit Ziya’nın
Mai ve Siyah adlı eseridir. İlk
psikolojik roman örneği ise
Mehmet Rauf’ un
Eylül ‘üdür.

MAKALE
Makale, bir
konuda, bir düşünceyi savunmak ve kanıtlamak için yazılan yazılardır. Gazete
ve dergilerde yayımlanır.
Makalede, görüş
ve düşünceler kanıtlanmaya çalışılır.
Bir makalede üç
bölüm bulunur: giriş, gelişme, sonuç.
Önce temel
düşünce ortaya atılır. Sonra bu düşünce, tanıklar gösterilerek, örnekler
verilerek, kanıtlar öne sürülerek açıklanır ve savunulur. Son bölümde ise, ileri
sürülen düşüncelerin doğru olduğunu kanıtlama yoluna gidilir.
Makale türü,
Şinasi ve Agah Efendi’nin birlikte çıkardıkları gazete olan
Tercüman-ı Ahval’ de
Şinasi’nin yazmaya başladığı
makalelerle Türk Basınına girmiştir. Edebiyatımızda ilk makale,
Şinasi’nin yazdığı
Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi’dir.

FIKRA
Yazarların
herhangi bir konuda düşüncelerini, ulaştığı değerleri ortaya koyduğu yazılardır,
fıkra yazarı oldukça kültürlü olmalıdır.
Yazar
düşüncelerini kanıtlama amacı gütmez. Okuyucuyu söylediklerine inandırmak gibi
bir kaygısı yoktur. Herkese hitap eden kısa yazılar oluşturmaya çalışır.
Fıkrada günlük konuşma dili kullanılır, yer yer nükteli sözlere de yer verilir.
Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Hüseyin Cahit
Yalçın, Falih Rıfkı Atay başlıca fıkra yazarlarımızdandır.

SOHBET (SÖYLEŞİ)
Yazarların
daha çok konuşma havası içinde yazmış oldukları yazılardır, günlük olayları
eleştirel bir bakışla değerlendirdikleri yazılar şeklinde de söylenebilir.
Gazete ve dergi yazısı olan sohbetler, günlük konuşma dili ile herkesin
anlayabileceği bir üslupla yazılır. Bilimsel bir anlatımı yoktur. Yazar birtakım
iç konuşmalara yer verir. Sıcak bir üslup ve samimi bir dil kullanır. İçtenlik
ve doğallık sohbetin dikkat çekici özelliklerindendir.
Ahmet Rasim, Nurullah Ataç, Şevket Rado, Atilla İlhan başlıca
söyleşi yazarlarımızdır.

DENEME
Yazarların
herhangi bir konuda başka kaynaklara ihtiyaç duymadan yalnız kendi
birikimlerinden yararlanarak oluşturduğu yazılardır.
Deneme,
kişiselliğin en fazla ön plana çıktığı yazı türüdür. Deneme, Nurullah Ataç’ın
anlatımı ile “Ben’ in ülkesidir.” Yazar, anlatımda ve konu seçiminde
alabildiğine özgürdür. Denemeler kişisel yazılardır.
Salah Birsel’in denemeleri için
söyledikleri:
“Ben
denemelerimi şiir gibi yazarım. Boyuna sözcükler, tümcelerle boğuşurum. Bir
yerde, yazının iplerini çekenin ben olmadığımı, benim yerime, deneme yapısına
karışmış sözcüklerin karar verdiğini, buyruklar savurduğunu görürüm. Kimi zaman
belli bir tümceye denememde yer vermek istediğim halde, bunun üstesinden
gelemem. Denemenin yapısı, denemedeki öteki tümcelerin sıralanışı buna engel
olur…”
Dünya
edebiyatında deneme türünün en ünü ismi
Montaigne’ dir. Türk edebiyatında başlıca deneme yazarları :
Ahmet Haşim, Nurullah Ataç, Suut Kemal
Yetkin, Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.
Aşağıdaki
parça bir denemeden alınmıştır.
ÇOĞUNLUĞUN
YAZARI
…Kötü Sanatçı’lara gelince, onlar
sanata önem vermeyen, halkı avlamak için, başka yollara sapan kimselerdir.
Yapıtlarında açık saçık sahneler pek boldur. Sanat bakımından büsbütün kötü
oldukları söylenemez. Çoğunun sağlam bir tekniği, göze batan ustalıkları vardır.
Refik Halit’in üslubu kötü mü? Beylik Amerikan filmlerinin çekilişi acemice mi?
Bu gibi sanatçıları, aydınlar hiç beğenmezler. Halk beğenir. Çünkü yapıtın sanat
bakımından değerli olup olmaması onu ilgilendirmez. Öyle bir eğitimden
geçmemiştir ki... Ha kayık salıncağına binmiş, ha sinemaya gitmiş. İkisi de
eğlence.
(Sırası gelmişken, şuna da
dokunmadan geçmeyelim : Benim sanattan söz açarkan, “eğlence” sözcüğünü
kullanmama kızanlar var. Sanki o sözcüğü kullanmak sanatı küçültürmüş gibi.
Sanat içimizdeki bir boşluğu doldururmuş, şuymuş, buymuş. Eğlence dediğin
neymiş!.. Doğrusunu isterseniz, ben : “Sanatın amacı eğlendirerek öğretmektir,”
derken, “Eğlendirme” sözcüğünü hiç de “bayağı” bir sözcük bulmamıştım. Eğlenceyi
neden küçümsüyorlar, anlamıyorum.)
……………
( Mehmet Fuat)

ELEŞTİRİ
Herhangi bir kişiyi, bir
eseri, bir konuyu iyi yanlarını ve kötü yanlarını dile getirerek göstermek
amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Hedeflenen öğeyi doğru ve yanlış yönleriyle
tanıtmayı amaçlayabileceği gibi, bu öğenin doğru tanıtılmasını sağlamayı ve bir
değerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarını ve yapıtlarını konu alan
inceleme, yorum ya da değerlendirme olarak da tanımlanabilir.
Eleştirmenin tarafsız olduğu,
duygularını karıştırmadığı eleştirilere nesnel; kişisel yargılarını öne
çıkardığı eleştiriler de öznel eleştiri denir.
Edebiyatımızda eleştiri türü Tanzimat döneminde başlar.
Namık Kemal’in
Tahrib-i Harabat’ı ilk eleştiri
örneğidir. Recaizade Mahmut Ekrem, H.
Cahit Yalçın, Nurullah Ataç, Asım Bezirci, Fethi Naci başlıca eleştiri
yazarlarımızdandır.

ANI (HATIRA)
Bir yazarın
başından geçen olayları anlattığı eserlerdir.
Yazar olayları kendi
bakış açısıyla anlatır. Anılar, yazan kişinin yaşadığı dönem hakkında bilgi
vermesi açısından önemlidir. Tarihi ve sosyal kaynak teşkil ederler. Anı
türündeki yazılar, olayları yaşayan kişi tarafından kaleme alınmak zorunda
değildir. Ünlü bir kişinin anılarını bir yakını
kaleme alabilir.
Otobiyografi ile
karıştırılabilen anı, ondan dışsal olaylara verdiği önem nedeniyle ayrılır.
Anıda kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da
geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu
edinirken, anı yazarları çoğunlukla çeşitli tarihsel olaylarda rol oynamış ya da
bu olayların yakın gözlemcisi olmuş kişilerdir.
Bizde
başlıca anı yazarları: Ziya Paşa/b>
(Defter-i Amal), Halit Ziya (Kırk
yıl, Saray ve Ötesi),Yahya Kemal (Edebi ve Siyasal Hatıralar),
Yakup Kadri (Anamın Kitabı, Vatan Yolunda),
Falih Rıfkı Atay (Çankaya).