EDEBİ SANATLAR
Söz sanatları (edebi
sanatlar), bütün dillerde olduğu gibi bizim dilimizde de dilin inceliklerini
bilenler için önemli bir konudur.
Edebiyatımızda kullanılan önemli söz sanatları şunlardır:
AD
AKTARMASI (MECAZ-I MÜRSEL)
Bir kelimenin benzetme amacı güdülmeksizin kasıt yoluyla adlandırılmasıdır.
Örnek:
”Erzurum ayaklandı.” cümlesinde
ayaklanan Erzurum’un insanları olduğu için
Erzurum derken Erzurum’un insanları kastedilmiştir. Bu örnekte
genel bir sözcük söylenmiş o sözcükle ilgili bir parça kastedilmiştir.
“Ahmet
sobayı yaktı.” cümlesinde
soba kelimesiyle odun kastedilmiştir.
Bu örnekte de dış söylenmiş iç kastedilmiştir.
”O sabahları iki akşamları üç tabak
yer.” cümlesinde tabak kelimesiyle yemek kastedilmiştir. Yine kabı söylenmiş içi
kastedilmiştir.
”O, her zaman kırmızı giyinmeyi
isterdi.” cümlesinde kırmızı
kelimesiyle herhangi bir giyecek giysi kastedilmiştir.
Yazar ismi söylenip eserleri kastedilebilir. “Bazen
Orhan Veli’yi okuyarak kendime geliyorum.” cümlesinde
Orhan Veli denirken şiirleri
kastedilmiştir.
“Yaylı geliyor,
yaylı” dizesinde yaylı
sözüyle araba çağrıştırılmıştır.
Bazen yön söylenir, bir bölge insanı kastedilebilir. “Batı bizim için ulaşılamaz değil.” cümlesinde
batı söylenmiş Avrupa ve Amerika kastedilmiştir.
Marmara’da her yelken
Uçar gibi neşeli
”Marmara’da her
yelken” dizesinde yelken
sözüyle yelkenli tekne kastedilmiştir. Burada ad aktarması yapılırken parça
söylenmiş bütün kastedilmiştir.
BENZETME
(TEŞBİH)
Aralarında
benzerlik bulunan iki unsurdan (sanatsal açıdan) zayıf olanın güçlü olana
benzetilmesidir.
Yaşlı balıkçı
bir aslan gibi çocuklarını koruyordu.
Sözünde bir benzetme
vardır. Yaşlı balıkçı aslana benzetilmiştir.
Bir benzetmede (teşbih)
dört unsur bulunur:
1. Benzeyen : Birbirine benzetilen
öğelerden nitelik bakımından daha güçsüz olandır.
2. Kendisine benzetilen : Birbirine
benzetilen öğelerden nitelik olarak daha güçlü ve üstün olandır.
3. Benzetme edatı: Benzeyen varlıklar
arasındaki benzerliği ortaya koyan kelimedir. Benzetmelerde genellikle; gibi,
kadar, sanki, güya, tıpkı kelimeleri kullanılır.
4. Benzetme yönü : Birbirine
benzetilen öğeler arasındaki ortak ilgi ve benzeyiştir. Benzerliğin şeklini
bildirir.
Balıkçı
aslan
gibi
koruyordu.
Benzeyen K. Benzetilen
Benzetme
Benzetme
Edatı Yönü
Karşıki
tepeler sanki oturan
devlerdi.
Yârine iltifat ediyor güya
melek diye.
Her şey
yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir
ruh gibi gıcırdıyor durmadan
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
Yanmış bir
tavan gibi çöken akşam altında
Dinleriz,
haykırarak kaçışan kargaları
(Ziya Osman Saba)
Teşbih-i
Beliğ
Benzetme
yapılırken her zaman dört öğenin bulunması gerekmez. Sadece benzeyen ve
benzetilenle de benzetme sanatı yapılabilir. Benzetme yönü ve benzetme edatı
bulunmayan bu tür benzetmelere teşbih-i beliğ denir.
Mühür gözlüm seni elden sakınırım,
kıskanırım
Kömür
gözlüm,
gül dudaklım
Sen de bir
gün perişan ol!
(Hicrâni)
Yarin
dudağından getirilmiş
Bir katre
alevdir bu
karanfil
(Ahmet Haşim)
Aslan asker,
tilki çocuk, yılan yol…
gibi benzetmeler de beliğ teşbihtir.

İSTİARE
(EĞRETİLEME)
Bir varlığı ya da kavramı anlatmak için ona benzetilen bir varlığın ya da
kavramın adını kullanmaya, eğretileme
denir.
Önemli
İstiare benzetmenin iki ana unsurundan birinin kullanılması şeklinde de izah
edilebilir.
Tilki Selim, kahvede kumar oynuyor.
Bu cümlede benzetme (Teşbih-i beliğ) vardır.
Tilki, kahvede kumar oynuyor.
Bu cümlede ise istiare vardır.
Açık
İstiare
Benzetmenin iki ana unsurundan biri olan
kendisine benzetilenin kullanıldığı benzeyenin kullanılmadığı istiarelerdir.
l
O
kurt seni de sanat hayatından eleştirileriyle uzaklaştırmak
istiyor.
lBu cümlede kurt
sözcüğü ile işini iyi bilen aldanmaz, kurnaz bir kişi istiare yoluyla anlatılmak
istenmiştir.
l
l
l
Hayatının baharında aramızdan
ayrıldı.
lBu cümlede bahar
sözcüğü ile bir insanın orta yaş dönemi bahar mevsimine istiare yoluyla
benzetilmiştir.
l
l
Bir
hilal uğruna ya Rab ne güneşler
batıyor.
l
Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.
l
Karadutum,çatalkaram,çingenem
Kapalı
İstiare
Benzetmenin iki ana
unsurundan biri olan benzeyenin
kullanıldığı, kendisine benzetilenin kullanılmadığı istiarelerdir.
l
Ay, zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.
Yukarıdaki cümlede
kapalı yoldan “ay” sıvı gibi bir maddeye benzetilmiştir.
l
Deniz, pençelerini adamızdan çekmişti.
Yukarıdaki cümlede kapalı yoldan “deniz”
pençesi olan bir varlığa benzetilmiştir.
Zaman
uçup gidiyor avuçlarımdan.
Saat
bana yalnızlığımı anlatıyor.
Geçmiş yılların
sivri dişleri arasında kaldı.

HÜSN-İ TALİL
Bir olayı gerçek
nedenlerinin dışında bir başka nedene bağlama sanatıdır. Gösterilen neden gerçek
olmamalı, fakat sanatsal açıdan güzel olmalıdır.
“Sen yoksun diye
bahçede çiçek açmıyor” cümlesinde bahçede çiçeğin açılmamasını sevgilinin
gelmeyişine bağlıyor; oysaki çiçeklerin sevgiliyle ilgisi yoktur.
Hâk-i
payine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını
taştan taşa urup gezer âvâre su
(Fuzuli)
(Su,
sevgilinin ayağının tozuna ve toprağına yüz sürmek için asırlardan beri başını
taştan taşa vurup gezer.) Gerçekte, suyun akması onun kendi sıvısal
özelliğindendir.
Sen gittin,
yaslara büründü cihan
Soluyor
dallarda gül dertli dertli
(Hicrâni)
Ateşten
kızaran bir gül arar da
Gezer
bağdan bağa çoban çeşmesi
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
Yeni bir
ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin
atlı kapılmıştı fetih rüzgarına
(Yahya Kemal)

TECAHÜL-İ ÂRİF
Anlam
inceliği yaratmak için bilinen bir şeyi bilmez görünmektir. Tecahül-i arifane de
denen bu sanat için : “Öyle bir arif ol ki cahilliğin bile marifet olsun”
ifadesi kullanılır.
Göz gördü,
gönül sevdi seni yüzü mâhım
Kurbanın
olam var mı benim bunda günahım
(Nedim)
Şakaklarıma
kar mı yağdı ne var?
Benim mi
Allah’ım bu çizgili yüz
Ya gözler
altındaki mor halkalar
Neden böyle
düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı
dost bildiğim aynalar?
(Cahit Sıtkı Tarancı)
Sular mı
yandı…
Neden tunca
benziyor mermer?
(Ahmet Haşim)
Her
hangisine baksam âsâr-ı beytime kendim
Şair mi
neyim? Cazibe vardır nigehimde
(Muallim Naci)

ABARTMA
(MÜBALAĞA)
Bir olayı
ya da durumu olduğundan çok fazla ya da çok az gösterme sanatıdır.
Merkez-i hake atsalar da bizi
Kürre-i
arzı patlatır çıkarız
(Namık Kemal)
(Yeryüzünün merkezine bile gönderseler, yer yuvarlağını patlatırız ve
kurtuluruz.)
Ölüm
indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş
tipidir; Savrulur enkaz-ı beşer.
(Mehmet Akif Ersoy)
Bir ah
ettim, dağı taşı eritti
Gözüm yaşı
değirmeni yürüttü
Alem sele
gitti gözüm yaşından
(Anonim)
Bir kaz
aldım ben karıdan
Boynu da
uzun borudan
Kırk abdal
kanın kurutan
Kırk gün
oldu kaynatırım kaynamaz
(Kaygusuz Abdal)

TARİZ
Biriyle
ince bir şekilde alay etmek amacıyla sözün ya da kavramın gerçek ve mecaz anlamı
dışında büsbütün tersini kastetmektir.
Tembel
birisine “Ne kadar çalışkansınız.” demek tarizdir.
Bu ne
kudret ki elifbâ’ yı okur ezberden.
(Eşref)
Yiyin,
yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir
Bu hakkıdır
gazanızın, evet, o hak da elde bir...
(Tevfik Fikret)

TEKRİR
İfadenin
güçlü olabilmesi için sözcük veya söz öbeğinin tekrarlanmasıdır.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi
Kaldırımlar
içimde yaşamış bir insandır
Kaldırımlar
duyulur sükun içinde sesi…
(Necip Fazıl Kısakürek)
Kimsesiz
bir kimse olmaz herkesin var kimsesi
Kimsesiz
kaldım cihanda medet ey kimsesizler
kimsesi.
Dikilir
köprü üzerine,
Keyifle
seyrederim hepinizi
Kiminiz
kürek çeker, sıya sıya;
Kiminiz
dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz
çımacıdır halat başında
(Orhan Veli)
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl
kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril
tiril
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin
elim var
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak
bakarım.
(Nazım Hikmet)

TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE
KONUŞTURMA)
Kişileştirme (teşhis), insan dışındaki canlı ve cansız varlıkları düşünen, duyan
ve hareket eden bir insan kişiliğinde göstermek, insan özelliği yüklemektir.
İnsanın
kişiliğinde canlandırılan bu varlıkları konuşturmaya da
intak denir.
Masallarda
ve Fabl’ larda sıkça teşhis ve intak vardır.
Örtse gözlerimi
sonsuz bir diyar
Mezarım
dağlara kalsa yadigâr
Gönlümü çiğneyip
geçen nazlı yâr
Belki mezarımdan
ağlar da geçer...
(Ömer Bedrettin Uşaklı)
Deniz,
dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla
düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu
köpüklerle renkler
Bir başka
damlada, bır başka ışıkta başlamadan.
(Özdemir Asaf)
Gel bahar
erit bu yolun karını
Geçen
seneleri anmayalım hiç
Dinle
bülbüllerin şarkılarını
Güllerin
kıpkızıl şarabını iç
(Halide Nusret Zorlutuna)
Dolap niçin
inlersin?
Derdim
vardır inlerim
Ben Mevlaya
âşık oldum
Anın için
inilerim.
(Yunus Emre)

TELMİH
Genellikle
herkesçe bilinen olaya, ünlü bir kişiye, bir inanca ya da yaygın bir atasözüne
işaret etmek, onu hatırlamaktır.
İçmişti Fuzûlî bu alevden
Düşmüştü bu iksîr ile Mecnûn
Şi'rin sana anlattığı hâle.
(Ahmet Haşim)
Gök yüzünde
İsa ile
Tur Dağı’nda Musa ile
Elindeki
âsâ ile
Çağırayım
Mevlam seni
(Yunus Emre)
Ne büyüksün
ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedr’ in aslanları ancak bu kadar
şanlı idi.
(M.Akif Ersoy)
Seyretti
hava üzre denir taht-ı Süleyman
Ol
saltanatın yeller eser şimdi yerinde.
(Ziya Paşa)
CİNAS
Anlamları
farklı, yazılışı ve okunuşu aynı olan sözcüklerin beyitte ya da dizelerde bir
arada kullanılmasıdır. Manilerde cinas sanatına sıkça rastlayabiliriz.
Bağ bana
Bahçe sana
bağ bana
Değme
zincir kar etmez
Zülfün teli
bağ bana
Bugün al
Yarim
giymiş bugün al
Şâd edersen
bugün et
Can alırsan
bugün al
Üzdü beni
zalim kanlı yaramaz
Gayet
çoktur, değil benim yaram az.
Bana yardan
gayrı cerrah yaramaz
Böyle
bağlar
Yar başın
böyle bağlar
Gül açmaz
bülbül ötmez
Yıkılsın
böyle bağlar

TENASÜP
Aralarında türlü ilgiler bulunan en az iki sözcüğü, bir dize ya da beyit içinde
kullanmaktır.
Aşk
derdiyle hoşem el çek ilacımdan
tabip
Kılma
derman kim helakim
zehr-i
dermanındadır.
(Fuzuli)
İşte bir
vazoda açmış iki
gül
İşte bir
saksıda eşsiz
kuşkonmaz.
Gülleri gördükçe gönlüm bir
bülbül
Saksıya baktıkça içimde bir haz.
(Ahmet Kutsi Tecer)

TEZAT (KARŞITLIK)
Karşıt
kavramların ya da karşıtlığı çağrıştıran ifadeleri birlikte kullanma sanatıdır.
sen benim
hiç bir şeyimsin
varlığın
yokluğun anlaşılmaz
(Atilla İlhan)
Ağlarım hatıra geldikçe
gülüştüklerimiz.
(Neşâti)
Karlar
etrafı beyaz bir karanlığa gömdü.
Kar değil
gökyüzünden yağan ölümdü.
(Faruk Nafiz)
Gülmek ol
goncaya münasiptir
Ağlamak bu
dil-i hazine gerek
(Bâki)

KİNÂYE
Bir sözün
hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanılmasıdır, bu kullanımda
kastedilen anlam mecaz olmalıdır.
Kinaye,
deyim ve atasözlerimizde sıkça bulunur.
Ey benim
sarı tanburam
Sen ne için
inlersin?
-
İçim oyuk derdim büyük
- Ben
anınçün inilerim.
(Pir Sultan Abdal)
Bir elin
nesi var, iki elin sesi var
Ben toprak
oldum yoluna
Sen aşuru
gözetirsin
Şu karşıma
göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?
(Yunus Emre)

TEVRİYE
İnce bir
anlam oluşturmak için iki anlamı bulunan bir sözcüğün uzak anlamını kastederek
kullanma sanatıdır. Kullanılan sözün iki ayrı anlamda da anlaşılması mümkündür.
Beyaz
gerdanına bir de ben gerek
(Nedim)
Sordum
nigâra dediler ahbâp
Semt-i Vefa’ da doğru yoldadır
(Yahya Kemal)
Bir buse mi
bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nim
tebessümle o afet gülü verdi.
(nim:yarım)

LEFF Ü NEŞR
Toplayıp
dağıtma anlamına gelen bu sanat birkaç sözden sonra o sözle ilgili başka
sözlerin kullanılmasıdır. Genellikle bir beyit içinde birinci düzeyde en az iki
şey söyleyip ikinci dizede bunlarla ilgili kavramların kullanılması sanatıdır.
Zil,
şal ve gül. Bu bahçede
raksın bütün hızı
Şevk akşamında Endülüs
üç defa kırmızı
Aşkın sihirli şarkısı
yüzlerce dildedir
İspanya neşesiyle bu akşam
bu zildedir
(Yahya Kemal Beyatlı)
Sen gül
dalında gonca
Ben dağ
yolunda yonca
Sen
açılıp gülersin
Ben
sararıp solunca
Sen bana en
sadık arkadaşım.
Gönlümde
ateştin, gözümde yaştın
Ne diye
tutuştun, ne diye taştın.
Beni
utandırıp kurmalı mıydın?
(ateş :
tutuşmak)
(Hicrani)
(yaş :
taşımak)
Bârân değil şafak değil,
ebr-i seher değil
Göz yaşıdır, ciğer
kanıdır, dûd-i âhtır.
(Yenişehirli Avni)

SEHL-İ MÜMTENİ
Yazılıp
söylenmesi oldukça kolay zannedilen benzeri yazılmak istendiğinde zorluğu
anlaşılan dizeler için kullanılır.
Çok zor
olan sanatlardan biridir; çünkü meydana getirilen eserin sade, anlaşılır ve açık
bir dille söylenmesi herkese hitap edecek bir özellik taşıması gerekir.
Bir garip
ölmüş diyeler
Üç günden
sonra duyalar
Soğuk su
ile yuyalar
Şöyle garip
bencileyin
(Yunus Emre)

ALİTERASYON
Dizelerde
aynı sessiz harflerin tekrarlanmasına denir, aliterasyonda amaç ahenk
oluşturmaktır.
Bir
büyük
boşlukta
bozuldu büyü
(Cahit Sıtkı Tarancı)
Bir haile ömrüm ki alınmaz bile
kale
Bel
bağladı eylülde
muhal üstü muhale
Eylülde melûl
oldu soldu
da lâle
Bir kakûle
meyletti gönül geldi bu hale.
(Edip Ayel)
Dest
buse arzusuyla ölürsem dostlar
(Fuzuli)

SECİ
Düzyazıdaki iç uyağa denir, süslü düzyazılarda sıkça başvurulan bir sanattır.
“Ey
Allah’ım, iman verdin daim
eyle ihsan verdin kaim eyle.”
“Ey
gözlerin nûru, gönüllerin sürûru;
başımızın tâcı, ehil dilün mirâcı! Gönül hanesinin ziyâsı,
dil hastasının şifâsı!”
(Sinan Paşa-Tazarruname)
“Dost yolunda nistlik gerek, yar önünde pestlik
gerek, ten cüppesi çak gerek, gönül
evi pak gerek…”