EDEBİ BİLGİLER (KAFİYE-REDİF)




 


EDEBİYAT NEDİR?

 

     Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir.

     Şu da unutulmamalıdır ki herhangi bir yazının edebi­yat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşı­ması gerekir.

      Göreceğimiz konuları aşağıdaki gibi tablolaştırabiliriz:

KONULAR

ALT BAŞLIKLARI

EDEBİYAT BİL­GİLERİ

Şiir Türleri

Lirik, Epik, Didaktik, Pasto­ral, Satirik, Dramatik…

Şiir Bilgileri

Kafiye, Redif, Kafiye düzeni

Yazı Türleri

Roman, Hikaye, Masal, Gezi Yazısı, Deneme, Makale, Fıkra...

EDEBİ SANAT­LAR

Mecaz-ı Mürsel, Hüsn-i Talil, Kinaye, İstiare, Benzetme, Abartma, Telmih, Tariz, Seci, Teşhis, İntak…

EDEBİ AKIMLAR

Klasisizm, Romantizm, Realizm, Natüralizm, Parnasizm, Sembolizm, Egzistansiyalizm, Kübizm…

TÜRK EDEBİYATI TARİHİ

İslamiyet öncesi Türk Edebi­yatı

Halk Edebiyatı

Divan Edebiyatı

Tanzimat Edebiyatı

Servet-i Fünun Edebiyatı

Milli Edebiyat

Cumhuriyet Dönemi…

BATI EDEBİYATI

Eski Yunan ve Latin Edebi­yatı

Fransız Edebiyatı

İngiliz Edebiyatı

Alman Edebiyatı

Rus Edebiyatı

Amerikan Edebiyatı

ANADOLU DI­ŞINDAKİ TÜRK EDEBİYATI

Azeri Edebiyatı

Kırım Türkleri Edebiyatı

Kırgız Türkleri Edebiyatı

Irak Türkleri Edebiyatı…



  • ŞİİR (NAZIM)

     

           His, hayal ve düşünceleri etkileyici ve belli bir düzene bağlı kalarak ifade etmeye şiir diyebiliriz.

          Şiirde ölçü, uyak, redif gibi değişik unsurlar bulunabilir.

           Nazım, manzum ve manzume sözcükleri de şiirle ilgilidir.

     

                    MEMLEKET İSTERİM

     Memleket isterim

    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun

    Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun

     

    Memleket isterim

    Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun

    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun

                                                   ( Cahit Sıtkı Tarancı)

     

    ŞİİRDE BİÇİM UNSURLARI

     

     

    KITA (Dörtlük)

     

    Dört dizeden oluşan şiir parçasıdır. Genellikle halk edebiyatında kullanılır.

     

    Örnek:

       Ben giderim adım kalır

       Dostlar beni hatırlasın

       Düğün olur bayram gelir

       Dostlar beni hatırlasın

     

                   Can bedenden ayrılacak

                   Tütmez baca, yanmaz ocak

                   Selam olsun kucak kucak

                   Dostlar beni hatırlasın...                                                            

    (Aşık Veysel)

     

    BEYİT (İkilik)

     

          İki dizeden oluşan şiir parçasıdır. Divan ede­biyatında birçok nazım türü beyit esasına göre yazı­lır.

     

    Örnek:

    Büyük devletlidir sâhib-derûn ehl-i melâmetdir

    Sakın sâkî sakınma bâdeyi mestâne gönlümden

     

    Ne kara günlerinde mahremiydi zülfünün şimdi

    O şûha var mı İzzet başka bir bîgâne gönlümden                                                          

    (Keçecizade İzzet Molla)

     

     

    MISRA (Dize)

          Şiirin en küçük birimidir. Ölçülü ve anlamlı bir satırlık nazım parçasıdır.

    Örnek:

    İçimde sen olunca hüzün de güzel

                                             (Abdülhakhamit Tarhan)

    Bir büyük boşlukta bozuldu büyü

                                                 (Cahit Sıtkı Tarancı)

     

    ÖLÇÜ (Vezin)

     

          Şiirde mısraların hece sayısına veya hecelerin uzunluk ya da kısalığına göre bir uyum içinde olma­sıdır. Türk edebiyatında aruz ve hece olmak üzere iki ölçü kullanılmıştır.

     

    Aruz Ölçüsü : Mısralarda hecenin uzunluğuna ve kısalığına dayanır. Her dizenin ses bakımından denk olması esas olarak kabul edilir.

          Sesli harfle biten heceler “açık hece”, sessiz harfle biten ya da uzun sesli harfle biten heceler ise “kapalı hece”dir. Her dizenin son hecesi, nasıl bi­terse bitsin, kapalı hece kabul edilir. Açık heceler kısa, kapalı heceler ise uzun olarak kabul edilir. Kısa hecelerin uzatılmasına “imale”, uzun hecenin kısaltılmasına ise ”zihaf “ denir.

          Aruz ölçüsü Arap edebiyatından geçmiştir. Türkler aruz ölçüsünü 11. yüzyıldan itibaren kullan­maya başlamışlardır. Divan edebiyatının tüm nazım ürünlerinde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

     

    Hece Ölçüsü: Hece ölçüsü ulusal ölçümüzdür. İslam öncesi Türk edebiyatından beri hece ölçüsü kullanılmaktadır. Dizelerdeki hece sayısının eşitli­ğine dayanır. Hece ölçüsü ile yazılan şiirlerde bir dizede vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu yerlere durak denir. Mesela 11 ‘li hece ölçüsünde duraklar (6+5=11) veya (4+4+3=11) olabilir.

     

    Aşağıdaki tabloda bir hücreye bir hece yerleş­tiril­miştir.

     

    Ben

    gi-

    de-

    rim

    a-

    dım

    ka-

    lır

    Dost-

    lar

    be-

    ni

    ha-

    tır-

    la-

    sın

    Dü-

    ğün

    o-

    lur

    bay-

    ram

    o-

    lur

    Dost-

    lar

    be-

    ni

    ha-

    tır-

    la-

    sın

    1

    2

    3

    4

    5

    6

    7

    8

     

                                                        (Aşık Veysel)

     

    Yukarıdaki dörtlük 4+4=8’li hece ölçüsüyle yazıl­mıştır.

                                                                                                                      

     

    UYAK (Kafiye)

     

          Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğine uyak denir. Uyak seslerin tekrarlanmasıyla dizelerin ahengini artıran bir müziksel öğedir. Uyağı oluşturan eklerin, sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır.

     

          Namluya dayanır yola dalarsın

          Duruşun bakışın yaman be Ali

          Boşuna tetiği ne kurcalarsın

          Var daha ateşe zaman be Ali

                                                (Faruk Nafiz Çamlıbel)

     

           Birinci dizedeki “dalarsın” ile üçüncü dizedeki “kurcalarsın” ; ikinci dizedeki “yaman” ile, dördüncü dizedeki “zaman” birbirleriyle uyaklıdır.

     

          O'nu sen büyüt de söğüt boyunca

          Kendini ellere versin o gonca

          Sözüne kanmadın bunu duyunca

          Gönlündü gözünü yuman be Ali

                                                  (Faruk Nafiz Çamlıbel)

     

    REDİF

     

          Mısra sonlarında yazılışları, anlamları ve görev­leri aynı olan eklerin, sözcük ve sözcük gruplarının tekrar edilmesine redif denir. Redif kafiyeden sonra gelir.

     

          Ömrün gecesinde sükun, aydınlık

          Boşanan bir seldi avuçlarından

          Bir masal meyvesi gibi paylaştık

          Mehtabı kırılmış dal uçlarından

                                              (Ahmet Hamdi Tanpınar)

     

     

    Arkını yaptım da suyu akmıyor

    Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor

    Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor

    Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

                                                             (Dadaloğlu)

     

     

     

    UYAK ÇEŞİTLERİ

     

    Yarım Uyak : Tek ses benzerliğine dayanan uyağa denir.

     

     

    Birin bilir birin bilmez

    Bu dünya kimseye kalmaz

    Yâr ismini desem olmaz

    Düşer dillere dillere

     (Erzurumlu Emrah)

     

    Yine görünüyor yârin illeri

    Başımızda esen sevda yelleri

    Yârin bahçesinde konca gülleri

    Dermesem incinir, dersem incinir

                                                         (Erzurumlu Emrah)

     

     

     

    Tam Uyak : Mısra sonlarında iki ses benzerliğine dayanan uyak türüdür.

     

    En son şarkılarını dağıtarak rüzgara

    Beyaz boyunlarını uzattılar taslara

    Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer

    (Ziya Osman Saba)

     

                                                        

    Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta

    Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.

                                                               (Ahmet Haşim)

     

            Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller

    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

                                                             (Ahmet Haşim)

     

            Ve ürkek bir düşüncede

    Sanki mehtaplı gecede

     (Ahmet Hamdi Tanpınar)

     

    Zengin Uyak : Üç ya da daha çok sesin benzer­liğine dayanan kafiyeye zengin uyak denir.

     

    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

      Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

                                                              (Ahmet Haşim)

     

    Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar

    Kapanırdı daha gün batmadan kapılar                                                           

    (Ahmet Muhip Dıranas)

     

    Tunç Uyak :     Dize sonundaki bir sözcüğün başka bir mısra sonundaki sözcüğün içinde geçmesine tunç uyak denir. Tunç uyak, zengin uyağın bir türü olarak düşünülebilir.

     

          Ne güzel geçti bütün yaz

    Sen zambaklar kadar beyaz

    (Ahmet Hamdi Tanpınar)

     

    Cinaslı Uyak : Anlamları ayrı; ama yazılış ve oku­nuşları aynı olan iki sözün dize sonunda tekrarı ile oluşan uyağa cinaslı uyak denir.

     

          Niçin kondun a bülbül

           Kapımdaki asmaya

          Ben yarimden ayrılmam

    Götürseler asmaya

                                                                        (Anonim)

     

          Bağ bana

    Bahçe sana bağ bana

    Değme zincir kar etmez

    Zülfün teli bağ bana

                                                                        (Anonim)

     

     

    UYAK ÖRGÜSÜ

     

          Dizelerin uyaklarının sıralanış biçimine uyak örgüsü denir. Uyak düzeninde her dize bir çizgiyle, uyaklar da harflerle gösterilir.

         

    1) Düz uyak : Birinci ile ikinci dizenin; üçüncü ile dördüncü dizenin birbirleriyle uyaklı olmasıdır.

    aabb biçiminde gösterilir.

     


    ………………. a

     

     
    ………………. a

    ………………. b

    ………………. b

     


    Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal

    Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.

    Olsa bütün ömre bedel bir lahzam

    Var görünsem, onlar gibi yok olsam    

                                      (Cahit Sıtkı Tarancı)   

     

    Halk edebiyatında dörtlüklerde kullanılan aaab şek­lindeki uyaklar da düzdür.

     


    Yurt yuva kıldığın tenli mereği

    Düzüp koşmak idin tepir eleği

    Şu kavdan yaptığın tecir tereği

    Divan-ı Bâri’ye yadigâr götür

                                                 (Celali)   

     

          2) Çapraz Uyak : Dörtlükte birinci ile üçüncü dizenin, ikinci ile dördüncü dizenin uyaklı olmasıdır.

     

    ………………. a

    ………………. b

    ………………. a

    ………………. b

     


    Derinden derine ırmaklar ağlar

    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi

    Ey suyun sesinden anlayan bağlar

    Ne söyler su dağa çoban çeşmesi

                                   (Faruk Nafiz Çamlıbel)

     

          3) Sarmal Uyak : Birinci dize ile dördüncü dize­nin, ikinci ile üçüncü dizenin uyaklı olmasıdır. abba biçiminde gösterilir.

     

    ………………. a

    ………………. b

    ………………. b

    ………………. a

     


    Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde

    Bir parça uzaklaş kederlerinden.

    Bir ruh gülümsüyor gibi derinden

    Mehtabın ördüğü saatler nerde?

                                         (Ahmet Hamdi Tanpınar)


    ŞİİR TÜRLERİ

        

     

       Şiirler, konularına göre isimlendirilir, Eski Yunan Edebiyatından bu yana bilinen şiir türleri şunlardır:

     

     

    LİRİK ŞİİR

     

         Vatan, elem, din, aşk, tabiat, ayrılık, tükenmişlik, asudelik, latifanelik, aşıkanelik, yalnızlık gibi konularda kişisel duygulanışların dile getirildiği, coşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Eski Yu­nan edebiyatında şairler şiirlerini genellikle lir eşli­ğinde söylediği için bu çalgı “lirik” ismine kaynaklık eder. Türk edebiyatında bir dönem bir tür telli saz olan rebab ile şiir söylendiği için lirik şiire "rebabi" denildi. Divan edebiyatında gazel, murabba, şarkı, halk edebiyatı­mızda koşma ve semailer lirik şiire örnek verilebilir.

     

          Karacaoğlan, Fuzuli, Baki, Nedim, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Faruk Nafiz lirik şiirleriyle tanınır.

     

                          MERDİVEN

     

    Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

    Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak.

                                                 (Ahmet Haşim)

     

    PASTORAL ŞİİR

          Tabiat güzelliklerini, kır ve tabiat sevgisini; or­man, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlarla ilgili olan güzel duyguları anlatan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında çobanın özel bir yeri vardır. Pastoral şiirlerin çoğunda çoban yer alır.

     

                BİNGÖL ÇOBANLARI

     Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi

    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla

    Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni

    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini

    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek

    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek

    Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı

    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda

    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam

    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda

    "Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam

                                             (Kemalettin Kamu)

     

    EPİK ŞİİR

            Epik şiir kahramanlık ve destan şiiridir. “Epope” destan demektir. Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirlere denir.

          Epik şiirler “doğal epik” ve “yapay epik” olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal epik şiirler ulusların milli destanlarıdır: Ergenekon, Ramayana, Kalevela vb. Yapay epik şiirler, şairi bilinen kahramanlık şiirleridir. Dünya edebiyatındaki başlıca yapma destanlar: Tasso’nun, Kurtarılmış Kudüs, İngiliz şair Milton’un Kaybolmuş Cennet İranlı Firdevsi’nin Şehname, adlı eserleridir. Türk edebiyatında da Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri, Fazıl Hüsnü Dağ­larca’nın Üç Şehitler Destanı adlı eseri örnek göste­rilebilir.

     

     

             MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI

     Yediyordu Elif kağnısını,

    Kara geceden geceden.

    Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu,

    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,

    İnliyordu dağın ardı, yasla,

    Her bir heceden heceden.

     

     

    Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına

    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.

    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,

    Nam salmıştı asker içinde.

    Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,

    Doğrulmuştu yola önceden önceden.

     

    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,

    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,

    Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,

    Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,

    Gecenin ulu ağırlığına karşı,

    Hafifletir, inceden inceden.

                                                (Fazıl Hüsnü Dağlarca)

     

    SATİRİK ŞİİR        

          Yergi şiiri de denir. Toplumdaki aksaklıkları kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini be­ğenmişlik, makam hırsı gibi kötü huyları; devlet yönetiminde çıkarcılık ve becerisizlikleri anlatan, bunları yeren şiirlere denir.

         Eleştiri; renksizlik, değersizlik, aşırılık, lüzumsuzluk, iğneleyicilik, şarklılık, lüpçülük, emniyetsizlik, retçilik üzerine kurulur, bu da şiirde yergi biçiminde etkili bir hal alır.

          Yergi; birey ve toplumdaki kusurlu ve gülünç yönleri iğneleyici ve alaycı bir dille ortaya koymaktır. Yergi, Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, Batı edebiyatında satir adını alır. Halk edebiyatında Seyrani, Divan edebiyatında Şeyhi, Nef’i; Tanzimat sonrası edebiyatta da Ziya Paşa, Şair Eşref, Neyzen Tevfik satirik şiirin başarılı örneklerini vermişlerdir.

     

                          Taşlama

    Hey ağalar zaman azdı

    Düşmüşe il üşer oldu

    Çöplükte sürünen eşek

    Cins atla yarışır oldu

     

    Evlerinin önü yazı

    Yayılır turnası kazı

    Yaşına yetmedik kuzu

    Koç ile vuruşur oldu

                                                 (Gevheri)

     

    DİDAKTİK ŞİİR

          Öğretici şiir de denir. Bir mesajı iletmek ya da belli bir konuda nasihat ve bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan duygu yönü zayıf şiir türüdür.

          Fabl denilen şiirler didaktik şiirlerdir, Fabl şiirleri, hayvanlar, bitkiler ve cansız nesneler arasında geç­tiği hayal edilen öğretici masallardır. Teşhis ve intak sanatı üzerine kurulur. Olaydaki kişilere insan ka­rakteri ve davranışı verilir. Asıl masallardan kısadır.

     

                  ARSLANLA FARE

     Herkese saygı göstermeli elden geldikçe.

    Umulmadık kimselerden fayda görür insan.

    İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,

    Daha nice bin hikaye arasından.

    Pençesi dibinde bir aslanın,

    Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi.

    Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın,

    Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi.

    Bu iyiliği boşa gitti sanmayın;

    Kimin aklına gelir ki bir an,

    Fareye işi düşer aslanın?

    Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan;

    Gitti tutuldu bir ağa.

    Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa.

    Bay fare koştu; dişiyle aslanın ağını,

    Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet.

    Sabırla zamanın yaptığını;

    Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.

    “İyilik eden iyilik bulur.”

    “Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.”

    “İyilik iki baştan olur.”                    

     

     Jean de La Fontaine

    ( Çev.: O. Veli Kanık )

     

     

     

     

     

    MANZUM HİKAYE

         Gerçekte olan ya da olması mümkün olan olayla­rın, öğüt verme amacıyla hikaye edildiği manzum eserlere denir. Bunlar çeşitli konularda, düşündüren, duygulandıran nitelikler de taşıyabilir.

          Manzum hikayelerde, diğer hikayelerde olduğu gibi serim, düğüm ve çözüm bölümleriyle, olaylar, kişiler, tasvir ve ruh incelemeleri temel unsurlardır.

     

    MAHALLE KAHVESİ

    Çamurlu bir kapı, üstünde bir değirmi delik;

    Önünde tahta mı, toprak mı? sorma, pis bir eşik.

    Şu gördüğün yer için her ne söylesen câiz;

    Ahırla farkı: O yemliklidir, bu yemliksiz!

    Zemini yüz sene evvel döşenme malta imiş...

    "İmiş"le söylüyorum, çünkü anlamak uzun iş.

    O bir karış kirin altında hangi maden var?

    Tavan açık kuka renginde; sağlı sollu duvar,

    Maun cilâsına batmış tütünlü nargileden;

    Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her lüleden.

    Dikilmiş ortaya boynundan üstü az koyu al.

    Vücudu kapkara, leylek bacaklı bir mangal.

    Kenarda, peykelerin alt başında bir kirli

    Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:

    Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı,

    Zavallının güveden hep lime lime sırtı.

    Kurur bir örtünün üstünde yağlı bir mendil:

    Ki "ben tependen inersem" diyen hasır zembil                                                                         

                                                 ( Mehmet Akif Ersoy)

     

     

    DRAMATİK ŞİİR

     

          Şiir biçiminde yazılmış olan tiyatro eserleri dra­matik şiir türüne girer.

          Dramatik manzume, tiyatro da olduğu gibi karşı­lıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir.

          Dramatik şiirler, çoğu kez korkunç ya da trajik olayları anlatır.

           Eski Yunan edebiyatında bu tür eserler trajedi ve komedi olmak üzere ikiye ayrılır.





  •