His, hayal
ve düşünceleri etkileyici ve belli bir düzene bağlı kalarak ifade etmeye şiir
diyebiliriz.
Şiirde
ölçü, uyak, redif gibi değişik unsurlar bulunabilir.
Nazım,
manzum ve
manzume sözcükleri de şiirle ilgilidir.
MEMLEKET İSTERİM
Memleket
isterim
Gök mavi,
dal yeşil, tarla sarı olsun
Kuşların,
çiçeklerin diyarı olsun
Memleket
isterim
Ne başta
dert, ne gönülde hasret olsun
Kardeş
kavgasına bir nihayet olsun
( Cahit Sıtkı Tarancı)
KITA (Dörtlük)
Dört
dizeden oluşan şiir parçasıdır. Genellikle halk edebiyatında kullanılır.
Örnek:
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın
Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca, yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın...
(Aşık Veysel)
BEYİT (İkilik)
İki dizeden
oluşan şiir parçasıdır. Divan edebiyatında birçok nazım türü beyit esasına göre
yazılır.
Örnek:
Büyük
devletlidir sâhib-derûn ehl-i melâmetdir
Sakın sâkî
sakınma bâdeyi mestâne gönlümden
Ne kara
günlerinde mahremiydi zülfünün şimdi
O şûha var
mı İzzet başka bir bîgâne gönlümden
(Keçecizade İzzet Molla)
MISRA (Dize)
Şiirin en
küçük birimidir. Ölçülü ve anlamlı bir satırlık nazım parçasıdır.
Örnek:
İçimde sen
olunca hüzün de güzel
(Abdülhakhamit Tarhan)
Bir büyük
boşlukta bozuldu büyü
(Cahit Sıtkı Tarancı)

ÖLÇÜ (Vezin)
Şiirde
mısraların hece sayısına veya hecelerin uzunluk ya da kısalığına göre bir uyum
içinde olmasıdır. Türk edebiyatında aruz ve hece olmak üzere iki ölçü
kullanılmıştır.
Aruz Ölçüsü :
Mısralarda
hecenin uzunluğuna ve kısalığına dayanır. Her dizenin ses bakımından denk olması
esas olarak kabul edilir.
Sesli harfle biten
heceler “açık hece”, sessiz harfle biten ya da uzun sesli harfle biten heceler
ise “kapalı hece”dir. Her dizenin son hecesi, nasıl biterse bitsin, kapalı hece
kabul edilir. Açık heceler kısa, kapalı heceler ise uzun olarak kabul edilir.
Kısa hecelerin uzatılmasına “imale”,
uzun hecenin kısaltılmasına ise ”zihaf
“ denir.
Aruz ölçüsü
Arap edebiyatından geçmiştir. Türkler aruz ölçüsünü 11. yüzyıldan itibaren
kullanmaya başlamışlardır. Divan edebiyatının tüm nazım ürünlerinde aruz ölçüsü
kullanılmıştır.
Hece Ölçüsü: Hece
ölçüsü ulusal ölçümüzdür. İslam öncesi Türk edebiyatından beri hece ölçüsü
kullanılmaktadır. Dizelerdeki hece sayısının eşitliğine dayanır. Hece ölçüsü
ile yazılan şiirlerde bir dizede vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu
yerlere durak denir. Mesela 11 ‘li
hece ölçüsünde duraklar (6+5=11) veya (4+4+3=11) olabilir.
Aşağıdaki
tabloda bir hücreye bir hece yerleştirilmiştir.
|
Ben
|
gi-
|
de-
|
rim
|
a-
|
dım
|
ka-
|
lır
|
|
Dost-
|
lar
|
be-
|
ni
|
ha-
|
tır-
|
la-
|
sın
|
|
Dü-
|
ğün
|
o-
|
lur
|
bay-
|
ram
|
o-
|
lur
|
|
Dost-
|
lar
|
be-
|
ni
|
ha-
|
tır-
|
la-
|
sın
|
|
1
|
2
|
3
|
4
|
5
|
6
|
7
|
8
|
(Aşık Veysel)
Yukarıdaki
dörtlük 4+4=8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.

UYAK
(Kafiye)
Şiirde dize
sonlarındaki ses benzerliğine uyak denir. Uyak seslerin tekrarlanmasıyla
dizelerin ahengini artıran bir müziksel öğedir. Uyağı oluşturan eklerin,
sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı
olmalıdır.
Namluya
dayanır yola dalarsın
Duruşun
bakışın yaman be Ali
Boşuna
tetiği ne kurcalarsın
Var daha
ateşe zaman be Ali
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
Birinci dizedeki “dalarsın”
ile üçüncü dizedeki “kurcalarsın”
; ikinci dizedeki “yaman” ile,
dördüncü dizedeki “zaman”
birbirleriyle uyaklıdır.
O'nu sen
büyüt de söğüt boyunca
Kendini
ellere versin o gonca
Sözüne
kanmadın bunu duyunca
Gönlündü
gözünü yuman be Ali
(Faruk Nafiz Çamlıbel)

REDİF
Mısra
sonlarında yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, sözcük ve
sözcük gruplarının tekrar edilmesine redif denir. Redif kafiyeden sonra gelir.
Ömrün
gecesinde sükun, aydınlık
Boşanan bir
seldi avuçlarından
Bir masal
meyvesi gibi paylaştık
Mehtabı
kırılmış dal uçlarından
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
Arkını yaptım da suyu akmıyor
Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor
Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor
Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm
(Dadaloğlu)

UYAK ÇEŞİTLERİ
Yarım Uyak : Tek ses
benzerliğine dayanan uyağa denir.
Birin
bilir birin bilmez
Bu dünya
kimseye kalmaz
Yâr ismini
desem olmaz
Düşer
dillere dillere
(Erzurumlu Emrah)
Yine
görünüyor yârin illeri
Başımızda
esen sevda yelleri
Yârin
bahçesinde konca gülleri
Dermesem
incinir, dersem incinir
(Erzurumlu Emrah)

Tam Uyak : Mısra sonlarında iki
ses benzerliğine dayanan uyak türüdür.
En son şarkılarını dağıtarak rüzgara
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer
(Ziya Osman Saba)
Sular
sarardı... Yüzün perde perde solmakta
Kızıl
havaları seyret ki akşam olmakta.
(Ahmet Haşim)
Eğilmiş arza, kanar,
muttasıl kanar güller
Durur alev
gibi dallarda kanlı bülbüller
(Ahmet Haşim)
Ve ürkek bir düşüncede
Sanki
mehtaplı gecede
(Ahmet
Hamdi Tanpınar)

Zengin Uyak :
Üç ya da
daha çok sesin benzerliğine dayanan kafiyeye zengin uyak denir.
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya
ağlayarak
(Ahmet Haşim)
Hava
keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı
daha gün batmadan kapılar
(Ahmet Muhip Dıranas)
Tunç Uyak
: Dize sonundaki
bir sözcüğün başka bir mısra sonundaki sözcüğün içinde geçmesine tunç uyak
denir. Tunç uyak, zengin uyağın bir türü olarak düşünülebilir.
Ne güzel geçti bütün yaz
Sen
zambaklar kadar beyaz
(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Cinaslı Uyak :
Anlamları ayrı; ama yazılış ve okunuşları aynı olan iki sözün
dize sonunda tekrarı ile oluşan uyağa cinaslı uyak denir.
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki
asmaya
Ben yarimden ayrılmam
Götürseler
asmaya
(Anonim)
Bağ bana
Bahçe sana
bağ bana
Değme
zincir kar etmez
Zülfün
teli bağ bana
(Anonim)

UYAK ÖRGÜSÜ
Dizelerin uyaklarının sıralanış biçimine uyak örgüsü denir. Uyak
düzeninde her dize bir çizgiyle, uyaklar da harflerle gösterilir.
1) Düz uyak : Birinci
ile ikinci dizenin; üçüncü ile dördüncü dizenin birbirleriyle uyaklı olmasıdır.
aabb biçiminde gösterilir.
………………. a
………………. a
………………. b
………………. b
Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal
Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.
Olsa bütün ömre bedel bir lahzam
Var görünsem, onlar gibi yok olsam
(Cahit Sıtkı Tarancı)
Halk edebiyatında dörtlüklerde kullanılan aaab şeklindeki
uyaklar da düzdür.
Yurt yuva kıldığın tenli mereği
Düzüp koşmak idin tepir eleği
Şu kavdan yaptığın tecir tereği
Divan-ı Bâri’ye yadigâr götür
(Celali)
2) Çapraz Uyak :
Dörtlükte
birinci ile üçüncü dizenin, ikinci ile dördüncü dizenin uyaklı olmasıdır.
………………. a
………………. b
………………. a
………………. b
Derinden derine ırmaklar ağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Ey suyun sesinden anlayan bağlar
Ne söyler su dağa çoban çeşmesi
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
3) Sarmal Uyak :
Birinci dize ile
dördüncü dizenin, ikinci ile üçüncü dizenin uyaklı olmasıdır. abba biçiminde
gösterilir.
………………. a
………………. b
………………. b
………………. a
Uyu!
Gözlerinde renksiz bir perde
Bir parça
uzaklaş kederlerinden.
Bir ruh
gülümsüyor gibi derinden
Mehtabın
ördüğü saatler nerde?
(Ahmet Hamdi Tanpınar)
ŞİİR TÜRLERİ
Şiirler, konularına göre isimlendirilir, Eski Yunan Edebiyatından bu yana
bilinen şiir türleri şunlardır:
LİRİK ŞİİR
Vatan, elem, din, aşk, tabiat, ayrılık, tükenmişlik, asudelik, latifanelik,
aşıkanelik, yalnızlık gibi konularda kişisel duygulanışların dile getirildiği,
coşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Eski Yunan edebiyatında şairler
şiirlerini genellikle lir eşliğinde söylediği için bu çalgı “lirik” ismine
kaynaklık eder. Türk edebiyatında bir dönem bir tür telli saz olan rebab ile
şiir söylendiği için lirik şiire "rebabi" denildi. Divan edebiyatında gazel,
murabba, şarkı, halk edebiyatımızda koşma ve semailer lirik şiire örnek
verilebilir.
Karacaoğlan, Fuzuli, Baki, Nedim,
Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Faruk Nafiz lirik şiirleriyle tanınır.
MERDİVEN
Ağır, ağır çıkacaksın bu
merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya
ağlayarak.
(Ahmet
Haşim)

PASTORAL ŞİİR
Tabiat güzelliklerini, kır ve tabiat sevgisini; orman, yayla, dağ, köy ve çoban
yaşamını, bunlarla ilgili olan güzel duyguları anlatan şiir türüdür. Eski Yunan
edebiyatında çobanın özel bir yeri vardır. Pastoral şiirlerin çoğunda çoban yer
alır.
BİNGÖL ÇOBANLARI
Görmediği gün aynı
pınardan doldurup testimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski
yeni
Kuzular bize söyler yılların
geçtiğini
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi
yüksek
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir
köpek
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni
burda
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini
babam
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu
kurda
"Suna"mın başka köye gelin gittiği
akşam
(Kemalettin
Kamu)

EPİK ŞİİR
Epik şiir kahramanlık ve destan şiiridir. “Epope” destan demektir. Konusu savaş,
kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir
anlatımla işleyen uzunca şiirlere denir.
Epik şiirler “doğal epik” ve “yapay epik”
olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal epik şiirler ulusların milli destanlarıdır:
Ergenekon, Ramayana, Kalevela vb. Yapay epik şiirler, şairi bilinen kahramanlık
şiirleridir. Dünya edebiyatındaki başlıca yapma destanlar: Tasso’nun,
Kurtarılmış Kudüs, İngiliz şair Milton’un
Kaybolmuş Cennet İranlı Firdevsi’nin
Şehname, adlı eserleridir. Türk
edebiyatında da Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı, Mehmet Akif’in
Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın
Üç Şehitler Destanı adlı eseri örnek
gösterilebilir.
MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI
Yediyordu Elif
kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sanki elif elif uzuyordu,
inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in kağnısı derdi,
kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü
Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı
yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden
onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı
sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.
(Fazıl
Hüsnü Dağlarca)

SATİRİK ŞİİR
Yergi şiiri de denir. Toplumdaki aksaklıkları kişilerdeki dalkavukluk,
düzenbazlık, kendini beğenmişlik, makam hırsı gibi kötü huyları; devlet
yönetiminde çıkarcılık ve becerisizlikleri anlatan, bunları yeren şiirlere
denir.
Eleştiri; renksizlik, değersizlik, aşırılık, lüzumsuzluk, iğneleyicilik,
şarklılık, lüpçülük, emniyetsizlik, retçilik üzerine kurulur, bu da şiirde yergi
biçiminde etkili bir hal alır.
Yergi; birey ve toplumdaki kusurlu ve gülünç yönleri iğneleyici ve alaycı bir
dille ortaya koymaktır. Yergi, Divan edebiyatında
hiciv, Halk edebiyatında
taşlama, Batı edebiyatında
satir adını alır. Halk edebiyatında
Seyrani, Divan edebiyatında
Şeyhi, Nef’i; Tanzimat sonrası
edebiyatta da Ziya Paşa, Şair Eşref,
Neyzen Tevfik satirik şiirin başarılı örneklerini vermişlerdir.
Taşlama
Hey ağalar zaman azdı
Düşmüşe il üşer oldu
Çöplükte sürünen eşek
Cins atla yarışır oldu
Evlerinin önü yazı
Yayılır turnası kazı
Yaşına yetmedik kuzu
Koç ile vuruşur oldu
(Gevheri)

DİDAKTİK ŞİİR
Öğretici şiir de denir. Bir mesajı iletmek ya da belli bir konuda nasihat ve
bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan duygu
yönü zayıf şiir türüdür.
Fabl denilen şiirler didaktik şiirlerdir, Fabl şiirleri, hayvanlar, bitkiler ve
cansız nesneler arasında geçtiği hayal edilen öğretici masallardır. Teşhis ve
intak sanatı üzerine kurulur. Olaydaki kişilere insan karakteri ve davranışı
verilir. Asıl masallardan kısadır.
ARSLANLA FARE
Herkese saygı göstermeli
elden geldikçe.
Umulmadık kimselerden fayda görür
insan.
İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,
Daha nice bin hikaye arasından.
Pençesi dibinde bir aslanın,
Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi.
Bu fırsatı kullanmadı sultanı
ormanın,
Fareye dokunmayıp bir büyüklük
gösterdi.
Bu iyiliği boşa gitti sanmayın;
Kimin aklına gelir ki bir an,
Fareye işi düşer aslanın?
Ama o da bir gün dışarı çıktı
ormandan;
Gitti tutuldu bir ağa.
Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez
tuzağa.
Bay fare koştu; dişiyle aslanın
ağını,
Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü
nihayet.
Sabırla zamanın yaptığını;
Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.
“İyilik eden iyilik bulur.”
“Hizmet et benim için, hizmet edeyim
senin için.”
“İyilik iki baştan olur.”
Jean
de La Fontaine
( Çev.: O. Veli Kanık
)

MANZUM HİKAYE
Gerçekte olan ya da olması mümkün olan olayların, öğüt verme amacıyla hikaye
edildiği manzum eserlere denir. Bunlar çeşitli konularda, düşündüren,
duygulandıran nitelikler de taşıyabilir.
Manzum hikayelerde, diğer hikayelerde olduğu gibi
serim, düğüm ve
çözüm bölümleriyle, olaylar, kişiler,
tasvir ve ruh incelemeleri temel unsurlardır.
MAHALLE KAHVESİ
Çamurlu bir kapı, üstünde bir
değirmi delik;
Önünde tahta mı, toprak mı? sorma,
pis bir eşik.
Şu gördüğün yer için her ne söylesen
câiz;
Ahırla farkı: O yemliklidir, bu
yemliksiz!
Zemini yüz sene evvel döşenme malta
imiş...
"İmiş"le
söylüyorum, çünkü anlamak uzun iş.
O bir karış kirin altında hangi
maden var?
Tavan açık kuka renginde; sağlı
sollu duvar,
Maun cilâsına batmış tütünlü
nargileden;
Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her
lüleden.
Dikilmiş ortaya boynundan üstü az
koyu al.
Vücudu kapkara, leylek bacaklı bir
mangal.
Kenarda, peykelerin alt başında bir
kirli
Tomar sürükleniyor, bir yatak ki
besbelli:
Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir
pırtı,
Zavallının güveden hep lime lime
sırtı.
Kurur bir örtünün üstünde yağlı bir
mendil:
Ki "ben tependen inersem" diyen
hasır zembil
( Mehmet Akif Ersoy)
DRAMATİK ŞİİR
Şiir biçiminde yazılmış olan tiyatro eserleri dramatik şiir türüne girer.
Dramatik manzume, tiyatro da olduğu gibi karşılıklı konuşma şeklinde yazılan
manzumedir.
Dramatik
şiirler, çoğu kez korkunç ya da trajik olayları anlatır.
Eski
Yunan edebiyatında bu tür eserler trajedi ve komedi olmak üzere ikiye ayrılır.