CUMHURİYET DÖNEMİ TOPLULUKLARI


YEDİ MEŞALECİLER
Yedi Meşaleciler,
yeni bir edebiyat, farklı bir şiir oluşturmak amacıyla bir araya geldiler.
İlkelerini, “samimilik, içtenlik, canlılık ve devamlı yenilik” şeklinde
açıklamışlardır. Beş Hececiler’i eleştirdiler ve onlara karşı çıktılar. Batı
edebiyatını, özellikle Fransız edebiyatını kendilerine örnek alıp,
izleyeceklerini söylemelerine rağmen, Beş Hececiler’in yolundan gitmişlerdir.
Bu topluluk şu
sanatçılardan oluşur:
Ziya Osman Saba
Sabri Esat Siyavuşgil
Kenan Hulusi
Yaşar Nabi Nayır
Cevdet Kudret Solok
Muammer Lütfi
Vasfi Mahir Kocatürk

ZİYA OSMAN
SABA (1910- 1957)
İçinde bulunduğu grup
olan Yedi Meşaleciler arasında şiire en çok bağlı kalan sanatçıdır. İlk şiirleri
Servet-i Fünun (Uyanış) dergisinde çıkan Ziya Osman Saba, Yedi Meşale şairleri
arasındadır. Bu topluluğun şiir anlayışını, yaşamının sonuna dek sürdüren tek
şairdir. İçe dönük bir şair olan Ziya Osman Saba, bu özelliğini şiirlerinde de
göstermektedir. Kendine özgü üslubuyla hikayeler de yazan Saba, bir İstanbul
yazarı olarak çevresindeki değişimin içinde hep incelikleri, güzellikleri aradı.
Şiirlerinde
çocukluk ve ilk gençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından
duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Tanrı'ya
şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları, gözlemci ve dışavurumcu bir
tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak
işlemiştir.
Şiirlerini Sebil ve Güvercinler, Geçen
Zaman, Nefes Almak kitaplarında
toplayan şair, hikayelerini de “Mesut
İnsanlar Fotoğrafhanesi” ile “Değişen
İstanbul” kitaplarında bir araya getirdi. Yazar Ziya Osman Saba, 29 Ocak
1957’de İstanbul'da öldü.

GEÇEN ZAMAN
Hiç olmazsa unutmamak
isterdim.
Eski geceler,
sevdiklerimle dolu odalar
Yalnız bırakmayın beni
hatıralar.
Az yanımda kal çocukluğum
Temiz yürekli uysal
çocukluğum.
Ah, ümit dolu gençliğim,

GARİP AKIMI (1940)
1940 yılında
kendilerine Garipçiler adını veren topluluk,
Orhan Veli Kanık, Melih
Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu’dan
oluşur.
Şiirde her türlü
kurala ve belirli kalıplara karşı çıkmışlardır. Kuralsızlığı kural edindiler.
Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe karşı çıktılar. Şairaneliği, mecazlı
söyleyişleri, sanatları kabul etmediler. Süslü ve sanatlı dile karşı çıkıp sade
bir dil kullandılar.
Şiirde o
döneme kadar işlenmemiş konuları ele aldılar. Konuşma dili ile günlük sıradan
konuları işlediler. Şiirlerinin başlıca konuları, günlük hayat, sıradan
insanların problemleri, yaşama sevinci ve hayattaki bazı garipliklerdi. Halk
deyişlerinden yararlanmışlar, toplumsal yergiye yer vermişlerdir.

ORHAN VELİ KANIK (1914-1950)

Orhan Veli Kanık, Türk
şiirinde, iki arkadaşıyla birlikte (Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday) büyük bir
atılım yaşmış, yeni bir anlayışın öncüsü olmuştur.
Onun 1941’de
arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları “Garip” adlı şiir kitabı ve yazdığı “Önsöz”, Türk şiirinin günden güne donmuş olan eski değerlerini
yıkmış, şiire başka bir açıdan bakılmasını sağlamıştır.
Ölçüye baş kaldırıp
serbestçe yazmak; kafiyeyi şiir için gerekli görmekten şiirden silmek; onu hayal
gücünün kapalı duvarlarından kurtarıp sokağa, gerçek hayata çıkarmak;
yapmacıksız, tabii bir söyleyişle
günülk yaşayış içinde halktan insanları yakalamak; her çeşit kelimeyi, konuyu
şiire sokmak, halk deyişlerinden yararlanmak, toplumla ilgili yergiye yer
vermek...işte Orhan Veli’nin açtığı çığırın ilkeleri bunlardır. Orhan Veli bu
ilkelerin hem savunuculuğunu hem de uygulayıcılığını yapmıştır. Bu ilkeleri
şiirlerinde başarıyla
uygulamıştır.
Şiir kitapları:
Garip, Vazgeçemediğim,
Destan Gibi, Yenisi Karşı.
Nesir eserleri:
Sanat ve Edebiyat
Dünyamız, Bindiğimiz Dal.

 ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar
mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu
kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz
olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım,
duyuyorum;
Anlatamıyorum

OKTAY RIFAT HOROZCU (1914- 1988)
Yeni akımın Orhan
Veli ile birlikte önde gelen şairi Oktay Rıfat, halk masalarından halk
deyimlerinden, halk tekerlemelerinden, onlara yeni görünüşler sağlayarak
yararlanmış, toplum sorunlarına değinmiştir. “Perçemli Sokak” adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük
değişiklik olmuş; soyut şiire kaymıştır. Roman ve tiyatro eserleri vardır.
Şiir kitapları:
Yaşayıp Ölmek, Aşk ve
Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga ile Tilki, Aşk Merdiveni, Denize
Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak, Koca Bir Yaz vs...
Oyunları:
Kıskançlar, Oyun İçinde
Oyun, Kadınlar Arasında Atlar ve Filler, Yağmur Sıkıntısı, Çil Horoz vs...
Romanları:
Bir Kadının Penceresinden,
Danaburnu.

 MELİH
CEVDET ANDAY (1915 - 2002)
Şiirlerinde
toplumsal gerçekliği işler. İlk şiirlerindeki romantik özelliklerinden daha
sonra sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine
bırakır. Söz oyunlarından kaçarak yalın bir dil kullanır. Düzyazılarında
çoğunlukla yoğun bir düşünce, şiirsel, espirili, özlü bir dili vardır.
Melih Cevdet
Anday; fıkra, makale, deneme, çeviri, gezi, roman, tiyatro türlerinde yazmakla
beraber ısrarla şiir üzerinde durur.
Şiirleri:
Garip, Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafname, Yan Yana.
Denemeleri:
Doğu-Batı, Konuşarak, Yasak.
Çevirileri:
İngiliz Edebiyatından Denemeler.
Tiyatroları :
Komedya, İçerdekiler, Gizli Emir.

İKİNCİ YENİ AKIMI (1950)
Orhan Veli ve
arkadaşlarının oluşturmuş olduğu Garip akımına tepki olarak 1950’li yıllarda
ortaya çıkan bir akımdır. Farklı imgeler, çağrışımlar ve soyutlamalarla yeni bir
söyleşin hedeflendiği akımın öncüleri arasında
Edip Cansever,
Turgut Uyar,
Cemal Süreyya,
İlhan Berk… sayılabilir. İkinci yeni akımı birinci yeni olarak
bilinen Garip akımı ile zıt özellikleriyle dikkati çeker.
Bu akımda şiir dili
oldukça zorlanmış, kolay söyleyişler itibar görmemiştir.
Biçim güzelliği
ön plana çıkmıştır.
Kolayca
anlaşılmak yerine kapalı imgesel bir anlatım tercih edilmiş, soyutlamalarla
şiire derinlik getirilmeye çalışılmıştır.
Bu şairler
noktalama işaretleriyle büyük harf kullanmamışlardır.

EDİP
CANSEVER (1928-1986)
İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı,
anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı
imgeler kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı
bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da
çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden
söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde
tuttu.
|